Batı Mantığının Bittiği Yer

Batı Mantığının Bittiği Yer

Saçaklı mantıkla ilgili yazılmış ilk Türkçe eser.
Saçaklı, bulanık, gri, kırçıl mantık (fuzzy logic).

Resimli, açıklamalı, saçaklı mantık.

Batı Mantığının Bittiği Yer

Posted in Bilim, Bulanık, Felsefe, Fuzzy, Gri, Kırçıl, Saçaklı | Yorum yapın

Ohne dich kann ich nicht sein

Ohne dich kann ich nicht sein – ohne dich.
Sensiz var olamam, sensiz.

Neden?
Varlığımızı bir başkasına mı borçluyuz?
Tanrıtanır görüşe göre, evet. Tanrı’ya borçluyuz.
Tanrıtanımaz görüşe göre, hayır. Hiç kimseye borçlu değiliz.

Bir ölümlüye “sensiz var olamam” demek, çok saçma, ama duygusal.

Ohne dich kann ich nicht sein. Sensiz var olamam.
Wer bist du? Sen kimsin?

// Gökhan Koçak

Posted in Felsefe | Yorum yapın

Telefon Dinlemelerine Karşı Çözüm Önerileri

Skype kullanabilirsiniz.
Skype’ın resmi sitesinde de açıklandığı gibi, Skype ile yapılan ses, görüntü ve metin aktarımları şifreli yapılmaktadır. Daha afili(!) bir şekilde şöyle diyebilirim: Skype kriptolu kommunikasyon sağlar.

“Skype uses well-known standards-based encryption algorithms to protect Skype users’ communications from falling into the hands of hackers and criminals. In so doing, Skype helps ensure user’s privacy as well as the integrity of the data being sent from one user to another.” (1)

Yukarıdaki paragrafta özet olarak Skype’ın standardlara uygun şifreleme yöntemleri kullandığı ve böylece iletişimi hacker’lardan ve suçlulardan koruduğu yazılı. Skype mahremiyetinizi koruduğu gibi verilerin bütünlüğünü de korur diyor.

“All Skype-to-Skype voice, video, and instant message conversations are encrypted. This protects you from potential eavesdropping by malicious users.
If you make a call from Skype to landlines and mobile phones, the part of your call that takes place over the PSTN is not encrypted.” (2)

Skype’den Skype’a yaptığınız ses, görüntü ve mesajlar şifrelenir diyor. Kötü niyetli kullanıcıların sizi dinlemesini önler diye devam ediyor. Ama Skype’la normal telefonlara ve cep telefonlarına yapılan çağrılar şifrelenmez. Çünkü Skype şifreli gönderse karşıdaki kişinin telefonunda bu şifreyi çözecek bir yazılım olmadığı için aradığınız kişi sizin ne dediğinizi anlayamazdı. Ama Skype’dan Skype’a yapılan görüşmeler şifreleniyor.

Şifreleme için de İleri Şifreleme Standardı (Advanced Encryption Standard, AES) kullanıyor. AES dünyaca kabul görmüş ve güvenli bir şifreleme yöntemidir. ABD’de yapılan bir yarışma sonucu seçilmiş ve standart olarak kabul edilmiştir. AES hakkında geniş bilgi için ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’nün internet sayfasında bulunan aşağıdaki belgeye başvurabilirsiniz:

http://csrc.nist.gov/publications/fips/fips197/fips-197.pdf

Buraya kadar “iyi” adamdım, “beyaz” şapkalıydım.

Buradan sonra “kötü” adam oluyorum, “siyah” şapkamı takıyorum.

Skype’ın şifreleme yöntemini aşmanın yolları nelerdir?

Birincisi, keylogger denilen ve sizin klavyede bastığınız tuşları kaydedip internette bir yere gönderen yazılımlar yoluyla Skype’ın şifreleme yöntemi etkisiz bırakılabilir. Çünkü yazdıklarınızı Skype almadan önce keylogger alır ve internetteki bir dinleyiciye gönderir. Skype normal çalışmasına devam eder ve sizin yazdığınız mesajları şifreleyerek karşıdaki arkadaşınıza gönderir. Ama keylogger programı Skype’dan önce sizin yazdıklarınızı aldığı için Skype’ın mesajınızı şifreli yollamasının pek bir anlamı kalmaz.

Kablolu Klavye -> İşletim Sistemi -> Keylogger -> Skype -> Şifreleme -> Internet üzerinden veri aktarımı
Yazdığınız şeyler sırasıyla yukarıdaki bileşenlerin elinden geçer ve karşı tarafa iletilir.

Kablolu klavye diye özellikle yazdım, çünkü kablosuz klavyeler fazladan bir güvenlik riski taşır. Veri iletimini havaya yaydığı dalgalarla yaptığı için kablosuz klavye ile yapılan veri aktarımı yakındaki başka bir cihaz tarafından alınıp belli bir merkeze yönlendiriliyor olabilir.

Örneğin Apple Macintosh sistemlerinde klavye ile bilgisayar arasındaki iletişim Bluetooth teknolojisiyle sağlanmaktadır. (3)

Bilişim güvenlik uzmanı Schneier’ın 2005 yılında yayınladığı bir habere göre de Bluetooth eşleşme sürecinin güvenli olmadığı ve kırılabildiği belirtilmektedir. (4)

Özetle, havadan (kablosuz) yaptığınız bütün iletişimler kablolu iletişime göre daha fazla risklidir.

Skype’dan Skype’a gönderilen mesajların yukarıda anlattığım şekilde şifrelenmeden önce ele geçirilmesi kuramsal olarak mümkündür. Ses ve video aktarımı da keylogger yöntemine benzer bir yöntemle Skype şifrelemeden önce araya girecek bir casus yazılım yardımıyla internette bir yerlere gönderilebilir.

Şimdi de “hem iyi, hem de kötü” adam olup “hem siyah, hem de beyaz, yani gri” şapkamı takıyorum.

Skype’ın internet sitesinde yazdığına göre Skype’dan Skype’a yapılan ses, görüntü ve mesaj iletişimi güvenli bir şekilde yapılıyor. Ama araya casus yazılımlar veya cihazlar sokarak bu yöntemi etkisiz kılmak mümkün. Ancak yasadışı örgüt üyesi değilseniz, casusluk yapmıyorsanız, önemli bir mevkide değilseniz (topçu, popçu, siyasetçi, mafya (!)), kısacası dinlemeye değer bir kişi değilseniz hiç endişelenmeden Skype’la güvenli bir iletişim kurabilirsiniz. Sıradan insan olmak bu durumda işe yarar ve başkaları sizi dinlemeye değer bulmadıkları için rahat rahat konuşabilirsiniz.

Şimdi tekrar “beyaz” şapkamı takarak “iyi” adam olayım.

Telefon dinlemelerine karşı alabileceğiniz basit ama etkili önlemler:

Görüşmelerinizi Skype’dan Skype’a yapmak.
İletişimi kablosuz cihazlarla (telefon, klavye) yapmamak.
Sıradan insan olmak.
Az konuşmak :-)

3500 dolar verip kriptolu telefon kullanmak da bir başka çözüm. Hem de pek bir gösterişli olur. Ama Skype ile bedava ve güvenli konuşmak varken niye 3500 dolar harcayasınız ki?

Yazımı özlü bir sözle bitireyim: Çözülemeyecek şifre yoktur.

Kaynaklar:

(1) http://www.skype.com/intl/en/security/detailed-security
(2) https://support.skype.com/en/faq/FA31/Does-Skype-use-encryption
(3) http://www.apple.com/keyboard/
(4) http://www.schneier.com/blog/archives/2005/06/attack_on_the_b_1.html

// Gökhan Koçak
// 27 Temmuz 2011

Posted in Bilim | Yorum yapın

Paul Oakenfold’la Cumartesi Gecesi Ayini

DJ’ler günümüzün “modern” kabile büyücüleri.
Kabileler de yerlerini ortak zevki olan insanlar topluluğuna bırakmış.
Belli bir müzik çeşidinden hoşlanan ve eğlenmeye gelen insanlardan oluşan bir topluluk.
Cumartesi gecesi önce alt-DJ’lerin ısındırma performanslarını dinledik.
Gece 2′de asıl büyücü geldi: Paul Oakenfold.
O saate kadar alınan ethanol ve uyarıcılar etkisini göstermiş, topluluk havasını bulmuştu.
Büyücünün işi zor olmadı.
Çaldığı muhteşem parçalarla zaten kıvama gelmiş olan kalabalığı coşturdu.
Sahneye kurulu ekran yoluyla kalabalığa değişik mesajlar iletiliyordu. Barış, çocuk askerler, ölüm, kadın, erotizm, teknolojik ikonlar, dini semboller, Meryem Ana, mevlevi ayini, cami, minareler, şehir, insan ve yüzlerce değişik görüntüden oluşan kaotik mesajlar.
Büyücümüz kalabalığı bir saat kadar coşturduktan sonra, yorgunluk belirtileri gösteren cemaate yavaş parçalar çalarak bir süre dinlendirdi. DJ, kitle ile iletişim kurabilmiş, onların yorulduğunu anlayıp, kitleyi biraz dinlendirmişti. Daha sonra tekrar hızlı parçalarla kitleyi transa soktu. Müzik, ışıklar, ekrandaki görüntüler, ethanol, uyarıcılar hepsi birden kitlenin transa girmesine yardımcı oluyordu. 2 saat süren ayinin sonlarında ekrana mevlevi görüntüleri verilmeye başlandı. Aklıma “Hu” çeken sufiler geldi. Bir taraftan da National Geographic kanalında izlediğim Afrika dansları. Dans, müzik, kimyasal maddeler ve kitlenin transa geçmesi. Yüzyıllardır değişik şekillere bürünmüş, değişik anlamlar ifade etmiş bir ayin: toplu dans. Kullanılan enstrümanlar değişmiş, ayinin anlamı değişmiş, ayini yapma biçimi de değişmiş.
Saat 4′de modern büyücümüz (DJ) çaldığı müzik ve ekrandaki görüntülerle ayinin bittiğini ilan ediyordu.
Kitle, ayinin bitmesiyle yavaş yavaş toparlandı, bir kısmı arabalarında çaldıkları müzikle ayine tekrar devam etti, bir kısmı yerlere yatıp uyudu, kimisi de evine gitti. Ben de güneşin doğuşunu seyrettikten sonra evime döndüm. Güneş tekrar doğmuştu ve ben tekrar bunu görmüştüm. Doğmayabilirdi ya da ben doğuşunu göremeyebilirdim. Ama öyle olmadı, yeni bir günün başlangıcına tanıklık ettim. Büyücümüz n’apmıştı acaba?

Posted in Anı | Yorum yapın

Orospular ve Pezevenkler

Karadeniz.
Karşılıklı iki ülke.
Biri güneyde, diğeri kuzeyde.

Güneydekiler kuzeydeki kadınları orospu olarak damgalamışlar.
Kuzeydekiler de güneydeki erkekleri pezevenk olarak damgalamışlar.

Her iki tarafın yaptığı da aynı: sakat mantık, yanlış akıl yürütmek, yani safsata.
Safsata.
İngilizce meali: fallacy.
Meraklısına: http://www.safsatakilavuzu.com

Kuzeydekilerin de güneydekilerin de yaptıkları safsata aynı türden.
Converse accident denilen ve Hasty generalization safsatasının bir türü.
Yani genelleme dediğimiz şey.
Birkaç örneği delil gösterip bütün bir grubun öyle olduğu sonucuna varmak. Ama varılan sonuç mantıken sakat.

Kuzeydekilerle güneydekilerin nasıl safsata yaptıklarını inceleyelim:

Kuzeydekiler, güneydeki bazı erkeklerin pezevenklik yaptığını görmüşler, ya da duymuşlar. O halde güneydeki bütün erkekler pezevenktir diye bir sonuca varmışlar. Bu, genelleme safsatasıdır, sakat mantıktır, yanlış akıl yürütmedir.

Güneydekiler, kuzeydeki bazı kadınların orospuluk yaptığını görmüşler, ya da duymuşlar. O halde kuzeydeki bütün kadınlar orospudur diye bir sonuca varmışlar. Bu, genelleme safsatasıdır, sakat mantıktır, yanlış akıl yürütmedir.

Genelleme safsatası “öteki”ni damgalamak için çok sık kullanılan bir yanlış akıl yürütme durumudur. “Öteki” olarak görülen grubun yaptığı tek bir yanlış bütün gruba maledilir ve “öteki” grup damgalanır.

Safsata yapmadan doğru akıl yürütürsek şöyle demek gerek:

Ne kuzeydeki kadınların hepsi orospudur, ne de güneydeki erkeklerin hepsi pezevenktir.
Kuzeydeki kadınların bazılarının orospu olduğu doğrudur; güneydeki erkeklerin de bazılarının pezevenk olduğu doğrudur. Ama bunları genelleyip bütün bir ülkeye maletmek genelleme safsatasıdır, yanlış akıl yürütmedir.

// Gökhan Koçak
// 26 Haziran 2011

Posted in Uncategorized | Yorum yapın

19 Mayıs

19 Mayıs.
Mustafa Kemal’in hayatını tehlikeye atıp kurtuluş mücadelesi için Anadolu’ya geldiği gün.

Mustafa Kemal.
İşgalci devletlerin gözünde halk kurtuluş hareketini başlatmaya gelen bir asi.
İşgalcilerin gözünde bir baş belası.
İşgalcilerin gözünde öldürülmesi gereken bir adam.
O yüzden Mustafa Kemal 19 Mayıs’ta ölümü göze alarak Anadolu’ya gelmiştir.

Mustafa Kemal.
Halkın gözünde bir kahraman.
Çanakkale’de şarapnel saatini kırar ve böylece hayatı kurtulur.
Bir efsane olur: Mustafa Kemal’e kurşun işlemez demeye başlarlar.
O artık bir mittir halkın gözünde.
Bir efsane.
Bir kahraman.
Türk halk kurtuluş hareketini örgütleyen ve yöneten bir devrimci.

19 Mayıs.
Tarihin kırılma anı.
Tez: Türk halkı yok edilecektir.
Karşı-tez: Türk halkı var olmaya devam edecektir.
Tez ve karşı-tezin çarpışması.
19 Mayıs kırılma anı.
Mustafa Kemal’in Samsun’a attığı ilk adım: karşı-tezin teze üstün geldiği an.
Diyalektiğin devamı ve bir sentez: Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.

19 Mayıs kutlu olsun.
Devrimci Mustafa Kemal’e selam olsun.

// Gökhan Koçak
// 19 Mayıs 2011

Posted in diyalektik, Uncategorized | Yorum yapın

Ölümsüzlüğe Giden Yol: Çocuk Yapmak

Dr. Ayhan Kalyoncu çocuk yapmanın ardındaki felsefenin ölümsüzlük arzusu olduğunu söylemişti.

Parkta gezen çocukları izliyorum şimdi. Fıskıyenin etrafında toplanmış suyu seyrediyorlar.
Çocuklar: anne-babaların ölümsüzlük arzusunun meyveleri.

Selam size ölümsüzler.
Selam size ölümsüzlük arzusunun meyveleri.

Genetik olarak tam da ölümsüz sayılmazsınız ama. Çünkü çocuğu oluşturan yumurta anneden, sperm babadan geliyor. O yüzden çocuk, ne anneye ne de babaya %100 ait değil. Ortak. Bu durumda anne ve babalar tam ölümsüz değil, yarı ölümsüz (veya yarı ölümlü) oluyorlar.

Selam size yarı ölümlüler.
Selam size yarı ölümsüzler.

Çocuk.
Bir sentez.
Tez ve karşı-tezin diyalektik sentezi. Kadın ve erkeğin sentezi. Kadın tez ise, erkek karşı-tez. Tez ile karşı tezin çatışması. Sonunda bir kırılma anına varılması ve yumurtanın sperm tarafından döllenmesi. Sonra çocuk. Sentez.

Penceremden baktım yine.
Güzel sentez yapmışlar.

Arthur Schopenhauer’e göre aşk tam bir yanılsama. Doğanın güzel kadınla güçlü erkeği çiftleştirerek daha iyi bir nesil ortaya çıkarmak için yaptığı bir büyü: aşk. Çocuklar ise bu büyüye aldanan anne-babaların meyveleri. Doğanın amacı neslin devamını sağlamak. Bunun içinse aşkı kullanarak kadınla erkeği bir araya getiriyor. Birlikteliğin meyvesi bir çocuk. Ondan sonra erkeğin aşkı hızla bitiyor. Kadının aşkı ise erkeğinkinden daha fazla sürüyor. Doğa istediğini, yani neslin devamını sağladıktan sonra, aşk da bitiyor.

Aşkı kutsal biliyorsanız Schopenhauer’i okumayın. Sizi darmadağın edebilir.

Bahar geldi. Yeni aşklar. Kimileri için kutsal bir şey aşk, kimine göre bir yanılsama.

Aşk.
Ölümsüzlüğe giden yol.

Kadın ve erkek.
Aşkın diyalektiğinde tez ve karş-tez.
Çocuk.
Sentez.

// Gökhan Koçak
// 6 Mayıs 2011

Posted in diyalektik, Felsefe | Yorum yapın

>Depresyona Karşı Saçaklı Mantık

>Saçaklı mantık bir anti-depresan olarak kullanılabilir.

Dr. David Burns’ün “İyi Hissetmek – Yeni Duygudurum Tedavisi” adlı kitabını okurken farkettim bunu. Kendisi kitabında saçaklı mantığı telaffuz etmiyor, belki de bu mantıktan haberdar değil. Ama önerdiği çözümlerden birisi ikili mantıktan uzaklaşıp saçaklı mantıkla düşünmek. Kitapta depresyonun temelini teşkil eden 10 bilişsel çarpıtmanın listesi verilmiş. Bu listenin ilk maddesi şu:

“Hep ya da hiç düşüncesi. Bu çarpıtma kişisel özelliklerinizi siyah ya da beyaz gibi uç noktalarda görmeniz demektir. Örneğin, ünlü bir politikacı bana, “Belediye başkanlığı seçimlerini kaybettim. Ben bir hiçim!” demişti. Her zaman A alan bir öğrenci B aldığında “işe yaramazın tekiyim.” sonucuna varır. Hep ya da hiç düşüncesi, mükemmeliyetçiliğin temelini oluşturur. Herhangi bir yanlış ya da hatadan korkarsınız; çünkü, o zaman kendinizi başarısız, beceriksiz, yetersiz ve değersiz hissedersiniz. Olayları bu şekilde değerlendirmek gerçek dışıdır; çünkü hayat çok seyrek olarak “ya öyle ya da böyle”dir.” (1)

Dr. David’in söylediği şey aslında şu: hayat gridir, siyah beyaz değil. Hayata bakış açımızı değiştirirsek ilk ve en önemli bilişsel çarpıtmadan kurtulabiliriz. Mantığımızı değiştirmeyi öneriyor aslında. Kitapta saçaklı mantığa bir atıf yok ama önerdiği çözüm bu.

İkili mantıkla düşündüğümüz zaman
ya başarılıyızdır, ya da başarısız;
ya iyi yapmışızdır ya da kötü;
ya tembelizdir ya da çalışkan;
ya güzelizdir, ya da çirkin;
ya değerli bir insanızdır ya da işe yaramaz bir hiç;
ya öyleyizdir ya da böyle.
Dr. David bunların çok önemli bir bilişsel hata olduğunu söylüyor ve “ya hep ya da hiç” düşüncesini bilişsel çarpıtmalar listesinin ilk maddesi olarak veriyor. Hayata ikili mantıkla bakmak bilişsel çarpıtmaların ilk maddesi.

Benim çıkardığım sonuç şu: İkili mantıkla düşünmek depresyona neden olan bilişsel çarpıtmaladan biri. Depresyondan kurtulmanın yollarından biri de mantığı değiştirmek ve saçaklı mantıkla (bulanık mantık, fuzzy logic) düşünmek. Hocaların hocası Aristo’nun ikili mantığı yerine, Buddha’nın veya bizim Nasreddin Hoca’nın saçaklı mantığıyla düşünmek. Batının mantığı yerine doğunun mantığı. İkili mantık yerine saçaklı mantık. “Ya, ya da” yerine “hem ‘ya, ya da’, hem de ‘hem, hem de’”.

Biraz heyecanlanıp “batı mantığı depresyonun kaynağıdır” demek geldi içimden ama bu haddi aşmak ve genelleme safsatasına düşmek olur diye düşündüm. Daha yumuşatarak ve doğruya daha yakın biçimde şöyle demeyi uygun buldum:

“Batı mantığıyla (ikili mantık) düşünmek depresyon hastalarının yaptığı en önemli bilişsel çarpıtmalardan biridir. Bu bilişsel çarpıtmadan kurtulmanın yolu da doğunun mantığıyla (saçaklı mantıkla) düşünmektir”.

Dr. David, düşüncelerimizin duygularımıza sebep olduğunu söylüyor kitabında:

“Bilişsel terapinin ilk savı, tüm duygularımızın bilişlerinizle ya da düşüncelerinizle yaratıldığı savıdır. Şu anda böyle hissetmenizin nedeni, şimdi düşünmekte olduğunuz şeylerdir… Düşünceniz duygunuzu yaratıyor… Depresyonunuz aslında gerçeğin doğru olarak algılanmasına değil, zihninizdeki çarpıtmalara bağlıdır…

Depresyon hiç de duygusal bir rahatsızlık değildir! Sahip olduğunuz her kötü his, çarpıtılmış olumsuz düşüncelerinizin bir sonucudur, tıpkı soğuk aldığınızda burnunuzun akması gibi. Depresif belirtilerinizin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde, mantık dışı kötümser düşünceleriniz başrolü oynar.” (2)

Dr. David, duyguların arkasında düşünceler olduğunu savlıyor. Düşüncelerle mantık arasında da sıkı bir bağ olduğuna göre, mantığı değiştirince düşünceler değişecek, düşünceler değişince de duygular değişecektir. Mantığı değiştirirsek duyguları da değiştirebiliriz demektir bu. İkili mantık yerine saçaklı mantıkla düşünmek duyguları değiştirmenin ilk adımı. Ama tek adım bu değil. Dr. David, kitabında 10 tane bilişsel çarpıtmadan bahsediyor. Mantığı değiştirmek bunlardan sadece bir tanesine çözüm getiriyor. Tekrar Dr. David’e kulak verelim:

“Örneğin, hiç kimse bütünüyle zeki ya da tamamen aptal değildir. Aynı şekilde hiç kimse her şeyiyle çekici ya da tamamıyla çirkin değildir. Oturduğunuz odanın yerlerine bakın şimdi. Mükemmel temizlikte mi? Her noktasında kir ve tozlar mı birikmiş? Ya da kısmen mi temiz? Bu evrende “mutlak” yoktur. Eğer yaşantınızı “mutlaklık” sınırlarına doğru zorlarsanız, sürekli bunalımda hissedersiniz; çünkü algılarınız gerçeklerle örtüşmez. Kendinizi sonsuza kadar övgü almamaya mahkum edersiniz; çünkü yaptığınız hiç bir şey abartılmış beklentilerinizi karşılayamaz. Bu algısal yanlışlığın teknik adı “kutupsal düşünme”dir. Her şeyi siyah beyaz olarak görürsünüz ve griler yoktur.” (3)

Dr. David’in kutupsal düşünme dediği şey aslında ikili mantıkla düşünmekten kaynaklanıyor. Her şeyi siyah beyaz görmek de öyle. Grilerin olmadığı bir dünyadır ikili mantık dünyası. Bu bakımdan gerçekten uzaktır aslında. Bir çeşit yaklaşıklaştırma, yuvarlama ve var olanın bir kısmını hiçe saymadır. Saçaklı mantık ise var olanı olduğu gibi anlamaya çalışmak için ilk adımdır. En küçük bir özellik bile hiçe sayılmaz saçaklı mantıkta. Az beceri sahibi birinin az da olsa sahip olduğu becerisi görmezden gelinip ona beceriksiz sıfatı yakıştırılmaz. Hele bu sıfatı yakıştıran kendimizsek, o zaman daha yıkıcı bir etki bırakır üzerimizde ve depresyonun karanlık çukuruna düşmek için zemin hazırlarız. Depresyon hastalarının kendilerine yardım etmeleri için atmaları gereken ilk adım mantıklarını değiştirmektir. Depresyondan kurtulmak için ilk adım: saçaklı mantıkla düşünmeye başlamak.

Saçaklı mantıkta yalnız beceriksiz veya yanlız becerikli yoktur. Onun yerine beceriksiz ile becerikli arasında sonsuz sayıda durum vardır. Saçaklı mantıkta herşey bir derece meselesidir. Beceriksizliğin de dereceleri vardır. Konuşma dilinde, az, biraz, epey, oldukça, neredeyse gibi kelimeleri kullanarak nitelendirme yaptığımızda saçaklı mantığı kullanmış oluyoruz. Yani bir derecelendirme yapıyoruz. Az becerikli, epey becerikli, oldukça becerikli demek saçaklı mantığı kullanmak demektir. Peki sadece becerikli veya beceriksiz demek saçaklı bir durum mudur? Evet, bu iki durum saçaklı mantıkla ikili mantığın kesişme kümesidir. Saçaklı mantık sadece becerikli ya da sadece beceriksiz olma durumlarını da yok saymaz ama bunlar aşırı uçlardır ve bu ikisi arasında konuşma dilinin ifade edemediği ama matematiğin ifade edebileceği sonsuz durum söz konusudur. Matematiksel olarak, 0 ile 1 arasındaki bütün reel sayılar bir nesnenin ya da durumun niteliğini derecelendirmek için kullanılabilir. Uç noktaları ele alalım önce. 0 ile tamamen beceriksiz olma durumunu derecelendirelim, 1 ile de tamamen becerikli olma durumunu.
“Ayşe biraz beceriklidir” ifadesini matematiksel olarak şöyle ifade edebiliriz: “Ayşe’nin beceriklilik derecesi 0,3′tür”.
“Ayşe oldukça beceriklidir” ifadesi ise “Ayşe’nin beceriklilik derecesi 0,8′dir” diye ifade edilebilir.
“Ayşe neredeyse mükemmel derecede beceriklidir” ifadesi ise “Ayşe’nin beceriklilik derecesi 0,999′dur” şeklinde ifade edilebilir.
Görüldüğü gibi %100 beceriksizlik hali 0 ile, %100 beceriklilik hali de 1 ile gösterilmekte. Arada kalan değerler ise 0 ile 1 arasında bir reel sayı ile derecelendirilmekte. İşte saçaklı mantık. Bir çeşit derecelendirme sistemi olarak bile düşünebilir yeni başlayanlar için.

Peki şimdi şu soruları soralım:
%100 beceriksiz bir insan var mıdır?
%100 becerikli bir insan var mıdır?
%100 iyi bir insan var mıdır?
%100 kötü bir insan var mıdır?
%100 iyi bir baba var mıdır?
Bu dünyaya ait olup da %100 doğru ya da %100 yanlış olan bir şey var mıdır?

Saçaklı mantıkla düşünmeye başlarsak hayata nasıl bakarız peki?
Ben epey becerikli bir insanım, arasıra beceriksizlik yaptığım da olur ama bu doğaldır, hiç kimse mükemmel değildir, ben de öyle.
Mükemmel insan yoktur, ben de mükemmel değilim. Ama oldukça iyi bir insanım.
Matematikten ilk sınavda 9 almıştım, şimdi 6 aldım ama bu benim başarısız biri olduğum anlamına gelmez.
Dün Ayşe’ye haksızlık ettim ama bu benim zalim, kötü, pislik biri olduğumu göstermez. Hatamı anladım ve Ayşe’den özür diledim. Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni Ayşe :-)
“Bazen düşüncesizim ve bazen de gayet düşünceli olabiliyorum. Olasılıkla bazı zamanlarda açıkça ben-merkezci davranıyorum. Bunun üzerinde çalışabilirim. Mükemmel olmayabilirim ama “iyi değil” değilim.” (4)

Cümlelerdeki değişikliği fark ettiniz mi?
“Beceriksizin tekiyim” yerine “bazen beceriksiz davransam da çoğunlukla becerikli biriyim”;
“Düşüncesiz biriyim” yerine “bazen düşüncesizim ve bazen de gayet düşünceli olabiliyorum”;
“Pisliğin tekiyim” yerine “Ayşe’ye kötü davrandım ama ben çoğunlukla iyi bir insanım”;
“Matematikten 6 aldım, tembel tenekeyim” yerine “matematikte oldukça başarılıyımdır ama bazen yapamadığım sorular da oluyor, çalışır düzeltirim”.
Kesin yargılar yerine kesinlikten uzak değerlendirmeler.
Siyah beyaz yerine gri, saçaklı düşünceler.
Ya, ya da yerine, hem, hem de.
İkili mantık yerine saçaklı mantık!

Dr. David, değersiz hissetme ve özgüven oluşturma konusunda ise şöyle diyor:
“Depresyonda olduğunuzda kendinizi kesinlikle değersiz hissedersiniz. Depresyon ne kadar kötüyse bu hisleriniz de o kadar fazla olacaktır…
Değersiz hissetmekle ilgili dikkat edilmesi gereken ve en sık yapılan zihinsel çarpıtma ya hep ya da hiç şeklinde düşünmektir. Yaşamı sadece uç noktalarda görürseniz, performansınızın ya muhteşem ya da berbat olacağına inanırsınız…
Kendini değerlendirmede “ya hep ya hiç” sistemi sadece gerçekçi olmayan ve kendinize zarar verici bir çarpıtma olmayıp, ayrıca aşırı bunaltıya, endişeye ve sıklıkla hayal kırıklığına neden olur.” (5)

Depresyona karşı saçaklı mantık. Depresyondan kurtulmak ve kendinize yardım etmek için atacağınız ilk adım: mantığınızı değiştirmek; saçaklı mantıkla düşünmeye başlamak.

// Gökhan Koçak
// 25 Nisan 2011

(1) İyi Hissetmek, Yeni Duygudurum Tedavisi, Dr. David Burns, Psikonet Yayınları
(2) a.g.e.
(3) a.g.e.
(4) a.g.e.
(5) a.g.e.

Posted in Uncategorized | Yorum yapın

Depresyona Karşı Saçaklı Mantık

Saçaklı mantık bir anti-depresan olarak kullanılabilir.

Dr. David Burns’ün “İyi Hissetmek – Yeni Duygudurum Tedavisi” adlı kitabını okurken farkettim bunu. Kendisi kitabında saçaklı mantığı telaffuz etmiyor, belki de bu mantıktan haberdar değil. Ama önerdiği çözümlerden birisi ikili mantıktan uzaklaşıp saçaklı mantıkla düşünmek. Kitapta depresyonun temelini teşkil eden 10 bilişsel çarpıtmanın listesi verilmiş. Bu listenin ilk maddesi şu:

“Hep ya da hiç düşüncesi. Bu çarpıtma kişisel özelliklerinizi siyah ya da beyaz gibi uç noktalarda görmeniz demektir. Örneğin, ünlü bir politikacı bana, “Belediye başkanlığı seçimlerini kaybettim. Ben bir hiçim!” demişti. Her zaman A alan bir öğrenci B aldığında “işe yaramazın tekiyim.” sonucuna varır. Hep ya da hiç düşüncesi, mükemmeliyetçiliğin temelini oluşturur. Herhangi bir yanlış ya da hatadan korkarsınız; çünkü, o zaman kendinizi başarısız, beceriksiz, yetersiz ve değersiz hissedersiniz. Olayları bu şekilde değerlendirmek gerçek dışıdır; çünkü hayat çok seyrek olarak “ya öyle ya da böyle”dir.” (1)

Dr. David’in söylediği şey aslında şu: hayat gridir, siyah beyaz değil. Hayata bakış açımızı değiştirirsek ilk ve en önemli bilişsel çarpıtmadan kurtulabiliriz. Mantığımızı değiştirmeyi öneriyor aslında. Kitapta saçaklı mantığa bir atıf yok ama önerdiği çözüm bu.

İkili mantıkla düşündüğümüz zaman
ya başarılıyızdır, ya da başarısız;
ya iyi yapmışızdır ya da kötü;
ya tembelizdir ya da çalışkan;
ya güzelizdir, ya da çirkin;
ya değerli bir insanızdır ya da işe yaramaz bir hiç;
ya öyleyizdir ya da böyle.
Dr. David bunların çok önemli bir bilişsel hata olduğunu söylüyor ve “ya hep ya da hiç” düşüncesini bilişsel çarpıtmalar listesinin ilk maddesi olarak veriyor. Hayata ikili mantıkla bakmak bilişsel çarpıtmaların ilk maddesi.

Benim çıkardığım sonuç şu: İkili mantıkla düşünmek depresyona neden olan bilişsel çarpıtmaladan biri. Depresyondan kurtulmanın yollarından biri de mantığı değiştirmek ve saçaklı mantıkla (bulanık mantık, fuzzy logic) düşünmek. Hocaların hocası Aristo’nun ikili mantığı yerine, Buddha’nın veya bizim Nasreddin Hoca’nın saçaklı mantığıyla düşünmek. Batının mantığı yerine doğunun mantığı. İkili mantık yerine saçaklı mantık. “Ya, ya da” yerine “hem ‘ya, ya da’, hem de ‘hem, hem de’”.

Biraz heyecanlanıp “batı mantığı depresyonun kaynağıdır” demek geldi içimden ama bu haddi aşmak ve genelleme safsatasına düşmek olur diye düşündüm. Daha yumuşatarak ve doğruya daha yakın biçimde şöyle demeyi uygun buldum:

“Batı mantığıyla (ikili mantık) düşünmek depresyon hastalarının yaptığı en önemli bilişsel çarpıtmalardan biridir. Bu bilişsel çarpıtmadan kurtulmanın yolu da doğunun mantığıyla (saçaklı mantıkla) düşünmektir”.

Dr. David, düşüncelerimizin duygularımıza sebep olduğunu söylüyor kitabında:

“Bilişsel terapinin ilk savı, tüm duygularımızın bilişlerinizle ya da düşüncelerinizle yaratıldığı savıdır. Şu anda böyle hissetmenizin nedeni, şimdi düşünmekte olduğunuz şeylerdir… Düşünceniz duygunuzu yaratıyor… Depresyonunuz aslında gerçeğin doğru olarak algılanmasına değil, zihninizdeki çarpıtmalara bağlıdır…

Depresyon hiç de duygusal bir rahatsızlık değildir! Sahip olduğunuz her kötü his, çarpıtılmış olumsuz düşüncelerinizin bir sonucudur, tıpkı soğuk aldığınızda burnunuzun akması gibi. Depresif belirtilerinizin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde, mantık dışı kötümser düşünceleriniz başrolü oynar.” (2)

Dr. David, duyguların arkasında düşünceler olduğunu savlıyor. Düşüncelerle mantık arasında da sıkı bir bağ olduğuna göre, mantığı değiştirince düşünceler değişecek, düşünceler değişince de duygular değişecektir. Mantığı değiştirirsek duyguları da değiştirebiliriz demektir bu. İkili mantık yerine saçaklı mantıkla düşünmek duyguları değiştirmenin ilk adımı. Ama tek adım bu değil. Dr. David, kitabında 10 tane bilişsel çarpıtmadan bahsediyor. Mantığı değiştirmek bunlardan sadece bir tanesine çözüm getiriyor. Tekrar Dr. David’e kulak verelim:

“Örneğin, hiç kimse bütünüyle zeki ya da tamamen aptal değildir. Aynı şekilde hiç kimse her şeyiyle çekici ya da tamamıyla çirkin değildir. Oturduğunuz odanın yerlerine bakın şimdi. Mükemmel temizlikte mi? Her noktasında kir ve tozlar mı birikmiş? Ya da kısmen mi temiz? Bu evrende “mutlak” yoktur. Eğer yaşantınızı “mutlaklık” sınırlarına doğru zorlarsanız, sürekli bunalımda hissedersiniz; çünkü algılarınız gerçeklerle örtüşmez. Kendinizi sonsuza kadar övgü almamaya mahkum edersiniz; çünkü yaptığınız hiç bir şey abartılmış beklentilerinizi karşılayamaz. Bu algısal yanlışlığın teknik adı “kutupsal düşünme”dir. Her şeyi siyah beyaz olarak görürsünüz ve griler yoktur.” (3)

Dr. David’in kutupsal düşünme dediği şey aslında ikili mantıkla düşünmekten kaynaklanıyor. Her şeyi siyah beyaz görmek de öyle. Grilerin olmadığı bir dünyadır ikili mantık dünyası. Bu bakımdan gerçekten uzaktır aslında. Bir çeşit yaklaşıklaştırma, yuvarlama ve var olanın bir kısmını hiçe saymadır. Saçaklı mantık ise var olanı olduğu gibi anlamaya çalışmak için ilk adımdır. En küçük bir özellik bile hiçe sayılmaz saçaklı mantıkta. Az beceri sahibi birinin az da olsa sahip olduğu becerisi görmezden gelinip ona beceriksiz sıfatı yakıştırılmaz. Hele bu sıfatı yakıştıran kendimizsek, o zaman daha yıkıcı bir etki bırakır üzerimizde ve depresyonun karanlık çukuruna düşmek için zemin hazırlarız. Depresyon hastalarının kendilerine yardım etmeleri için atmaları gereken ilk adım mantıklarını değiştirmektir. Depresyondan kurtulmak için ilk adım: saçaklı mantıkla düşünmeye başlamak.

Saçaklı mantıkta yalnız beceriksiz veya yanlız becerikli yoktur. Onun yerine beceriksiz ile becerikli arasında sonsuz sayıda durum vardır. Saçaklı mantıkta herşey bir derece meselesidir. Beceriksizliğin de dereceleri vardır. Konuşma dilinde, az, biraz, epey, oldukça, neredeyse gibi kelimeleri kullanarak nitelendirme yaptığımızda saçaklı mantığı kullanmış oluyoruz. Yani bir derecelendirme yapıyoruz. Az becerikli, epey becerikli, oldukça becerikli demek saçaklı mantığı kullanmak demektir. Peki sadece becerikli veya beceriksiz demek saçaklı bir durum mudur? Evet, bu iki durum saçaklı mantıkla ikili mantığın kesişme kümesidir. Saçaklı mantık sadece becerikli ya da sadece beceriksiz olma durumlarını da yok saymaz ama bunlar aşırı uçlardır ve bu ikisi arasında konuşma dilinin ifade edemediği ama matematiğin ifade edebileceği sonsuz durum söz konusudur. Matematiksel olarak, 0 ile 1 arasındaki bütün reel sayılar bir nesnenin ya da durumun niteliğini derecelendirmek için kullanılabilir. Uç noktaları ele alalım önce. 0 ile tamamen beceriksiz olma durumunu derecelendirelim, 1 ile de tamamen becerikli olma durumunu.
“Ayşe biraz beceriklidir” ifadesini matematiksel olarak şöyle ifade edebiliriz: “Ayşe’nin beceriklilik derecesi 0,3′tür”.
“Ayşe oldukça beceriklidir” ifadesi ise “Ayşe’nin beceriklilik derecesi 0,8′dir” diye ifade edilebilir.
“Ayşe neredeyse mükemmel derecede beceriklidir” ifadesi ise “Ayşe’nin beceriklilik derecesi 0,999′dur” şeklinde ifade edilebilir.
Görüldüğü gibi %100 beceriksizlik hali 0 ile, %100 beceriklilik hali de 1 ile gösterilmekte. Arada kalan değerler ise 0 ile 1 arasında bir reel sayı ile derecelendirilmekte. İşte saçaklı mantık. Bir çeşit derecelendirme sistemi olarak bile düşünebilir yeni başlayanlar için.

Peki şimdi şu soruları soralım:
%100 beceriksiz bir insan var mıdır?
%100 becerikli bir insan var mıdır?
%100 iyi bir insan var mıdır?
%100 kötü bir insan var mıdır?
%100 iyi bir baba var mıdır?
Bu dünyaya ait olup da %100 doğru ya da %100 yanlış olan bir şey var mıdır?

Saçaklı mantıkla düşünmeye başlarsak hayata nasıl bakarız peki?
Ben epey becerikli bir insanım, arasıra beceriksizlik yaptığım da olur ama bu doğaldır, hiç kimse mükemmel değildir, ben de öyle.
Mükemmel insan yoktur, ben de mükemmel değilim. Ama oldukça iyi bir insanım.
Matematikten ilk sınavda 9 almıştım, şimdi 6 aldım ama bu benim başarısız biri olduğum anlamına gelmez.
Dün Ayşe’ye haksızlık ettim ama bu benim zalim, kötü, pislik biri olduğumu göstermez. Hatamı anladım ve Ayşe’den özür diledim. Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni Ayşe :-)
“Bazen düşüncesizim ve bazen de gayet düşünceli olabiliyorum. Olasılıkla bazı zamanlarda açıkça ben-merkezci davranıyorum. Bunun üzerinde çalışabilirim. Mükemmel olmayabilirim ama “iyi değil” değilim.” (4)

Cümlelerdeki değişikliği fark ettiniz mi?
“Beceriksizin tekiyim” yerine “bazen beceriksiz davransam da çoğunlukla becerikli biriyim”;
“Düşüncesiz biriyim” yerine “bazen düşüncesizim ve bazen de gayet düşünceli olabiliyorum”;
“Pisliğin tekiyim” yerine “Ayşe’ye kötü davrandım ama ben çoğunlukla iyi bir insanım”;
“Matematikten 6 aldım, tembel tenekeyim” yerine “matematikte oldukça başarılıyımdır ama bazen yapamadığım sorular da oluyor, çalışır düzeltirim”.
Kesin yargılar yerine kesinlikten uzak değerlendirmeler.
Siyah beyaz yerine gri, saçaklı düşünceler.
Ya, ya da yerine, hem, hem de.
İkili mantık yerine saçaklı mantık!

Dr. David, değersiz hissetme ve özgüven oluşturma konusunda ise şöyle diyor:
“Depresyonda olduğunuzda kendinizi kesinlikle değersiz hissedersiniz. Depresyon ne kadar kötüyse bu hisleriniz de o kadar fazla olacaktır…
Değersiz hissetmekle ilgili dikkat edilmesi gereken ve en sık yapılan zihinsel çarpıtma ya hep ya da hiç şeklinde düşünmektir. Yaşamı sadece uç noktalarda görürseniz, performansınızın ya muhteşem ya da berbat olacağına inanırsınız…
Kendini değerlendirmede “ya hep ya hiç” sistemi sadece gerçekçi olmayan ve kendinize zarar verici bir çarpıtma olmayıp, ayrıca aşırı bunaltıya, endişeye ve sıklıkla hayal kırıklığına neden olur.” (5)

Depresyona karşı saçaklı mantık. Depresyondan kurtulmak ve kendinize yardım etmek için atacağınız ilk adım: mantığınızı değiştirmek; saçaklı mantıkla düşünmeye başlamak.

// Gökhan Koçak
// 25 Nisan 2011

(1) İyi Hissetmek, Yeni Duygudurum Tedavisi, Dr. David Burns, Psikonet Yayınları
(2) a.g.e.
(3) a.g.e.
(4) a.g.e.
(5) a.g.e.

Posted in Bilim, Fuzzy, Saçaklı, Uncategorized | Yorum yapın

Tanrı adına depresyon hastalarını cehenneme atanlardan Tanrı razı mı acaba?

Nietzsche’nin sözü aklıma geldi gecenin bir vakti. Irwin Yalom’un Nietzsche Ağladığında adlı kitabında okumuştum. Öyle bir hayat yaşa ki, bir daha dünyaya geldiğinde yine aynı hayatı yaşamak isteyesin. Üstad ölüm ve yaşamın sonsuz bir döngü olduğuna inanıyor Yalom’un anlatımına göre. Şu an, şimdi ne yaparsan bunu sonsuza kadar tekrarlanacak olan diğer hayatlarında da yapacağını söylüyor. Hayata her gelişinde yine aynı şeyi yapacaksın diyor. O yüzden sonsuz döngüde şu an ne yapıyorsan bir sonraki hayatının o anında da aynı şeyi yapacağının bilinciyle yaşa diyor. Anı yaşa. Nietzsche; tanrının öldüğünü ilan eden adam.

Nietzsche’nin “Tanrı Öldü” sözüyle beraber Hallac’ın “Enel Hakk (Ben Tanrıyım)” sözü aklıma gelir nedense. Aklımın bir köşesinde ikisi arasında bir ilişki kurmuşum.

Bir de güzel bir tişört vardır, birkaç kere görmüştüm birilerinin üstünde.
Ön tarafında şöyle yazar:
“Tanrı Öldü” – imza: Nietzsche
Arka tarafında ise:
“Nietzsche Öldü” – imza: Tanrı

Ümitsizlik.
Depresyon hastalarının baş belası.
İslam alimlerinden bir kısmı ümitsizliğe düşenleri küfürle suçlar. Alim de olsalar depresyondan gafilmişler demekki. Hasta insanları dinden atmış büyük(!) alimler. Peh!
Bu büyük(!) alimlerin yorumlarına göre depresyon hastaları müslüman olamazlar, olduklarını sansalar bile aslında dinden çıkmış durumdalar. Çünkü ümitsizliğe düşmüşler.

Depresyon öyle bir hastalıktır ki insanı intihara sürükler. Öyle bir hale sokar ki insanı, kişi herşeyden, tanrıdan bile ümidini keser. Bu durumda dinin bu insanlara uzattığı yardım eli de onları dinden atmak. Garip bir çelişki. Yarı tanrı seviyesine yükseltilmiş büyük(!) İslam alimlerinin yaptıkları yorumlar sayesinde depresyon hastalarına dinin verdiği cevap: Allah’tan ümidini kestin, o yüzden bu dünyan da öbürü de cehennem! Cayır cayır yan, azab içinde kıvran!

Bence dinin cevabı bu olmamalı. Bu işte bir yanlışlık var. Bu yanlışığı gidermek zor. Çünkü fetva yarı tanrı seviyesine yükseltilip tanrılar mabedine, panteona, konulmuş yüceler yücesi büyük(!) alimlerden geliyor.

Depresyon hastalarının dinden yardım almalarının bir yolu: Yarı tanrı alimlerin fetvalarını başlarına çalmak ve Tanrı’ya yönelmek. Aracısız. Ortaksız. Panteonu yıkmak, içindeki yarı tanrı bozuntularını da çiğneyip ezmek. Hz. Muhammed’in yaptığı gibi. İbrahim’in, Musa’nın ve ondan önceki tevhid erlerinin yaptığı gibi. Onlar aşağılık din sınıfıyla savaşmışlardı. İnsanların başına bela olan en aşağılık tarihsel sınıfla, din sınıfıyla.

Bir başka yol da tanrıyı reddetmek. Madem ki depresyon hastalarını hem bu dünyada hem de öbüründe cehennemle cezalandırıyor, o halde böyle bir tanrıya neden inanılsın ki?

Soren Kierkegaard’ın Ölümcül Hastalık Umutsuzluk adlı kitabı ise çok derin düşüncelerle dolu ve umutsuzluğu çok değişik boyutlarıyla inceliyor. Okumaya sabredebilirseniz çok ilginç bir kitap.

Kierkegaard için umutsuzluk ölümcül hastalıktır. “Bu hastalıktan ölünmesinden veya bu hastalığın fiziksel ölümle sona ermesinden çok, bu hastalığın işkencesi, can çekişen ama ölemeden ölümle savaşan kişi gibi ölememektedir, sürekli bir can çekişme hâli içindedir.” “Ölümcül hastalık dar anlamda kendisinden sonra hiçbir şey bırakmadan ölüme giden bir hastalık demektir. Ve umutsuzluk budur.” Umutsuzluğun özü yaşamın hiçbir şey olmamasıdır.

Dr. David Burns ise İyi Hissetmek – Yeni Duygudurum Tedavisi adlı kitabında ümitsizlik ve intihar konularına ilişkin şöyle der:

“Depresif olduğunuzda duyguları gerçeklerle karıştırma eğilimindesinizdir. Ümitsizlik ve tamamen umudunu kaybetme, gerçeklerin değil sadece depresif bir rahatsızlığın belirtisidir. Eğer ümitsiz olduğunuzu düşünüyorsanız doğal olarak böyle hissedersiniz. Duygularınız yalnızca düşüncelerinizin mantıksız kalıbını takip edecektir… İntihar dürtünüz sadece tedavi ihtiyacınızın bir göstergesidir. Yani umutsuz olduğunuza dair inancınız aslında öyle olmadığınızı kanıtlar. İntihar değil, terapi gerekmektedir.
Umutsuzluk depresif hastalığın en garip durumlarından biridir. Aslında çok iyi prognozu olan ağır depresyonlu hastaların umutsuzluk derecesi, prognozu kötü olan ölümcül bir hastalığa sahip kişilerinkinden genellikle daha fazladır.”

Dr. David’in yaklaşımı panteondaki yarı tanrıların fetvalarından daha insancıl. Birisi dünya hayatı cehenneme dönmüş depresyon hastalarının ümitsizliğinin aslında bir hastalığın belirtisi olduğunu söylerken ötekiler ümitsizliğe düşenleri öbür dünyada da cehenneme atıyor. Birisi hastaları kurtarmaya çalışırken diğerleri hastaları çifte cehennemle cezalandırıyor.

Tanrı adına depresyon hastalarını cehenneme atanlardan Tanrı razı mı acaba?

// ГОКХАН КОЧАК
// 07 Апрель 2011

Posted in Felsefe | Yorum yapın