Tüketiyorum, öyleyse varım (!)

“Bana pastamı verin, ekmeğe gerek yok
Ben tüketmeden var olamam” (1)

diyor maNga, yeni şarkıları Dünyanın Sonuna Doğmuşum’da.
Ben tüketmeden var olamam, başka bir deyişle “tüketiyorum, öyleyse varım”.

Tüketim kölesi olmadan yaşamak için kuvvetli bir irade lazım. İrade de bir yere kadar; sonra yenilgi, neredeyse kaçınılmaz.

“Onu da alayım, bunu da alayım, herşeye ben sahip olayım. Hem de anında. Hiç çaba sarfetmeden. Çalışmadan her şeyim olsun.
Mutluluğu da hemen istiyorum; anında.”

Peki anında mutlu oldun diyelim, bir sonraki an ne yapacaksın? Mutluluk da gelip geçici. Anında gelen mutluluk da çok sürmüyor, bir an sonra o da yok olup gidiyor.
Sonra koş başka bir havucun peşinde. Eşeğin önüne tutulan havuç misali. Havuç reklam sektörü tarafından allanıp pullanmış, iştah kabartıcı şekilde sunulmuş. Eşeğin sırtına oturan ise egemen güçler.

Egemen güçler çağlar boyunca değişik şekillerde kendini göstermiş. Ama ortak noktaları aynı: siyasi, askeri, ekonomik ve dini gücü ellerinde tutuyor olmaları. Bu sayede insanları köleleştirebiliyorlar. İşin garip yanı da insanların çoğu köleleşmeye razı oluyor; kendi istekleriyle köleliğe boyun eğip efendilerine itaat ediyorlar. Bir süre sonra bu durum öyle kanıksanıyor ki, köle olduklarını bile unutuyorlar. Günün birinde içlerinden biri çıkıp da özgür yaşamaktan bahsedince davasını anlatmakta güçlük çekiyor. Çünkü köleler artık özgürlüğün asıl anlamını unutmuşlar; efendi-köle ilişkisi içinde efendilerine itaati özgürlük sanıyorlar.

“Tüketiyorum, öyleyse varım.
Havucun peşinde koşup duruyorum.
Benim havucum seninkinden daha güzel.
Havucumu yiyip doyumsuz lezzetlerin keyfini çıkarıyorum.
Keyif içinde yaşamak istiyorum.
Ayrıcalıklı olmak istiyorum: benim havucum başka kimsede olmasın; o havucu ilk ben yiyeyim.
Tüketiyorum, öyleyse varım (!)
En çok ben tüketeceğim; bunun için her şeyi yaparım.
Hak, hukuk, adalet bilmem.
İnsanların hakkını yerim.
Akşam, emekçinin alın teri üzerinde dans eder, göbek atarım.
Gündüz hakkını yiyip aşağıladığım insanların alın teri benim dans pistimdir.
Yer içer günümü gün ederim.
Yaşama sanatını bilirim.”

Her gün medya tarafından bombardumana tutulan beşer. Gece gündüz, radyo, tv, gazete, internet, cep telefonları tarafından ablukaya alınmış özgür(!) bireyler. Kendi yaptımız şeylerin esiri olduk. Elimizle yontup yaptığımıza tapar hale geldik. İlerledik ama yükselemedik. Tam tersine insanlığa, kendimize yabancılaştık. Yabancılaşmak, insan seviyesinden beşer seviyesine inmek.

(1) Söz: Ferman Akgül – Birol Namoğlu – Haluk Kurosman – Yağmur Sarıgül; Manga – Dünyanın Sonuna Doğmuşum

// Gökhan Koçak
// 5 Haziran 2009

Reklamlar
Bu yazı Felsefe içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.