Tüm zamanların en iyi 250 oyunu

Yaşamseverlik karşısında ölüseverlik.

Tüm zamanların en iyi 250 oyunundan acaba kaç tanesi şiddet içermiyor diye baktım.
Pek azında şiddet yok, büyük çoğunluğunda ana tema ölüm: öldür, öldür, öldür, öldür…
ntvmsnbc’deki haber: http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/galeri.aspx?galleryId=2981

Listede yer alan 250 oyuna bakılırsa, ölüseverlik kazanmış görünüyor. Canlılıktan nefret edip, canlıları ölü haline geldiklerinde seven bir hayat anlayışıdır ölüseverlik. Yani canlıyı sevmez, onu öldürür, ancak o zaman sever.

Bu tür oyunları oynadığımız halde durup da düşünmediğimiz için ne yaptığımızın pek farkında değiliz çoğu zaman. Ben de üniversite yıllarında çok oyun oynamıştım ama sonradan anladım ki şiddet içeren oyunlar insanı sevgiden uzaklaştırıyor. Hatta belki de acı çeken insanlara karşı bizi duyarsız hale getiriyor.

“Tüm zamanların en iyi 250 oyunu” sınıflandırması da neye göre yapılmış belli değil. Muhtemelen popülerliğine göre ya da satış rakamlarına göre yapılmış bir derecelendirmedir bu. Popüler olan veya çok satan bir şey gerçekten iyi midir? İyi, kötü nedir? Neye göre ayrılır? Popülariteye göre mi? Satış rakamlarına göre mi? Yoksa elimizde başka bir ölçü var mıdır? İyiyi kötüyü nasıl ayırt edebiliriz?

Bir de ölüseverlikle ilgili olarak, sokaklarda ve TV’de gördüğümüz tuhaf makyajlı kişiler dikkatimi çekti. Yüzlerine bembeyaz bir makyaj yapıp, saçlarını siyaha boyatan bir grup insan; bunlar da ölüseverliği kendi üzerilerine yansıtmış olanlar. Hatta ünlü bir Türk rock şarkıcısı da böyle bir makyaj yapmakta. Bu durumdakiler ölümü kendi üzerilerine yansıtıp, kendilerini ölü gibi gösteriyorlar. Böylece ben yaşayan bir ölüyüm imajı ortaya çıkıyor. Alt tarafta ölüseverlik var. Üste, ölüseverliğin kendi bedeni üzerine yansıması. Bunun sonu da intihara varır. Çünkü ölüsever olduğu için, kendini sevmesi de ancak öldürmesine bağlıdır. Kendini öldürür, böylece ancak kendi ölü bedenini sevebilir. Bu çelişik bir durumdur aynı zamanda. Çünkü öldükten sonra nasıl sevecek diye sorulabilir.

Ölüseverliğin bir sonraki adımı da cehennemseverliktir. O da öldürmekle hıncını alamaz, tutar cehenneme atar; ancak o zaman huzura erebilir. Bu tutum daha çok kesin inançlı kimselerde görülür. Kendi içinde tanrılık iddiası da taşır cehennemseverlik. Çünkü kendini tanrı yerine koymuş ve kişiyi cehenneme atmıştır.

Ölüseverliğin bir başka dışa vurumu da yayaların ya da araçların üzerine araba süren kişiler. Bunlar da canlılıktan nefret ettikleri için insanları ezmeye çalışan ölüseverler. İnsanın dirisini sevemiyorlar, ancak ölüsünü sevebiliyorlar. Yoluna çıkanı öldürmeye çalışan potansiyel katiller. Belki bunlar hakkında adam öldürmeye teşebbüs suçundan dava açılabilir. Çünkü arabasını yayanın üzerine süren, yaya geçidine gelince gaza basıp insanları ezmeye çalışanlar aslında adam öldürmeye teşebbüs etmiş olmuyorlar mı? Canlılıktan nefret ettikleri için böyle yapıyorlar diye düşünüyorum. Hatta bu tipler, “Yaratılanı sev, Yaratandan ötürü” deyişini tepetakla edip “Yaratılandan nefret et, Yaratandan ötürü” şekline getirmiş tanrıdan nefret eden kişilerdir. Tanrıya karşı duydukları nefreti, tanrının yarattıklarını çiğneyerek dışavuran tuhaf yaratıklar.

Yaşamseverler ile ölüseverlerin mücadelesi devam ediyor. En iyi (?) 250 oyun sonucuna göre ölüseverler kazanmış durumda. Ama her an yeni bir sentez mümkündür. Tez, karşı-tez, kırılma noktası, sentez. Yaşamseverlik X Ölüseverlik diyalektiğinde umarım bir dahaki kırılma noktasında yaşamseverler kazanır.

// Gökhan Koçak
// 5 Şubat 2010

Reklamlar
Bu yazı diyalektik, Felsefe içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.