Yaratılış, Yanardağ, Zaman

Tanna kabilesinin yaratılış hikayesi:

Yüce Yaratıcı kabilenin kutsal saydığı yanardağı yaratır önce. Yanardağdan püsküren ateşten kayalar oluşur. Bu kayalardan da Tannalıların ataları yaratılır. Tanrı daha sonra dünyanın geri kalanını yaratır. Yanardağ hala Tannalıların yurdundadır. Yanardağı görebilirler, çıkardığı gazların kokusunu duyabilirler, yanına yaklaşınca sıcaklığını hissedebilirler.

Bilim adamlarının söylediğine göre, evren 13-15 milyar yıl önce büyük patlama ile meydana geldi. Önce tekillik (singularity) vardı. Tekillik denen durumda bildiğimiz fizik yasaları geçerliliğini yitirir. Yani tekilliği bilimle açıklayamıyoruz. Neredeyse sıfır bir hacime bütün bir evren sıkışmış halde ve neredeyse sonsuz bir yoğunlukta. Neredeyse diyorum, çünkü anlatmak o kadar zor ki, ve fizik yasalarımız da tekillik durumunda geçersiz. Matematik geçerli mi, bilmiyorum.

Tanna kabilesinin yaratılış hikayesi ile bizim bilimsel teorimiz arasında bir karşılaştırma yaptığımda, Tannalıların bilimden daha somut şeyler söylediğini görüyorum. Bilim aslında, fizik yasaları tekillik durumunda geçersizdir derken, ben bilmiyorum demiş oluyor. Yüzlerce yıldır, yüzlerce bilim adamının çabası ve sonuçta vardığımız yer: bilmiyoruz. Bu garip değil mi? Onca emek harcanmış ama evrenin nasıl başladığını açıklamaktan aciziz.

İçimde bir soru: neden varım? Hatta bundan da önce, “var mıyım?” sorusu. Tamam varım, anladım. Ama nasıl var oldu bu evren? Başlangıçta tekillik vardı, sonra bir şekilde büyük patlama oldu, ondan sonra da yıldız tozlarından biz varolduk. Peki bu tekillik ne? Tekillikte fizik yasalarımız geçersiz, o yüzden bilimsel bir açıklaması yok. Tamam da bu başlangıçta sorduğum sorunun cevabı aslında yok demek. Önce tekillik varsa ve tekilliğin ne olduğunu açıklayamıyorsak, o zaman başlangıcın nasıl olduğunu da açıklayamıyoruz demektir.

Tekillik.
Tekillik durumunda fizik yasalarımız geçersiz.
Büyük patlama.
Yıldız tozları.
Biz.

Başlangıçta ne vardı?
Tekillik. Ama tekillikte fizik yasalarımız geçmez.
Tekilliği tam olarak açıklayamayız.

Bir de Tannalılara soralım:
Başlangıçta ne vardı?
Tanrı yanardağı yarattı.
Sonra kayaları, kayalardan da atalarımızı yarattı.
Peki tanrı ne?
Tanrıyı tam olarak açıklayamayız.

Stephen Hawking ve bir arkadaşı tekillik sorunundan kurtulmak için sınırsızlık (no boundary) hipotezini geliştirir. Bu hipotez zamanı matematikteki karmaşık sayılar (complex numbers) yoluyla yeniden tanımlar ve böylece tekillikten kurtulur. Ama bu sefer de gerçek zaman (yani bildiğimiz (!) zaman) ile hayali zaman (imaginary time) arasında bir ayrım yapmak gerekecektir. Yüzyıllardır zamanı anlamak konusunda onca çaba gösterildi ama zamanın ne olduğu konusu epey karışık. Üstad Hawking bunun üstüne bir de “imaginary time” ekleyince çık işin içinden çıkabilirsen.

Sınırsızlık hipotezi bilimi tekillikten kurtarıyor ama bizi yine sorularla başbaşa bırakıyor: hayali zaman ne? Nasıl bir şey? Karmaşık sayılar yoluyla (t + i) şeklinde yazmak kolay ama bunu anlamlandırmak çok zor (i, -1’in kareköküdür).

Zaman bu şekilde tanımlandığında, karşımıza şöyle bir tanım çıkıyor: zaman, gerçek zaman ve imajiner zamanın bileşkesidir. Evren dört boyutlu uzayda tekillik olmaksızın büyük patlamayla meydana gelmiştir. Dört boyuttan üçü bildiğimiz üç boyuttur, diğeri de gerçek zaman ve imajiner zamanın bileşkesi olan zaman boyutudur. Aslında beş boyut olmuyor mu? Evet, haklısın, beş boyut.

Bir de sicim kuramı var, ona göre onbir boyut.
Yeter!

Düşünüyorum da soruları Tanna kabilesinin büyücüsüne mi sorsak?
Bu düşünceden vazgeçiyorum ve üstad Hawking’in makalesini yeniden okuyorum.

// Gökhan Koçak
// 26 Şubat 2010

Reklamlar
Bu yazı Felsefe içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.