Tanrı adına depresyon hastalarını cehenneme atanlardan Tanrı razı mı acaba?

Nietzsche’nin sözü aklıma geldi gecenin bir vakti. Irwin Yalom’un Nietzsche Ağladığında adlı kitabında okumuştum. Öyle bir hayat yaşa ki, bir daha dünyaya geldiğinde yine aynı hayatı yaşamak isteyesin. Üstad ölüm ve yaşamın sonsuz bir döngü olduğuna inanıyor Yalom’un anlatımına göre. Şu an, şimdi ne yaparsan bunu sonsuza kadar tekrarlanacak olan diğer hayatlarında da yapacağını söylüyor. Hayata her gelişinde yine aynı şeyi yapacaksın diyor. O yüzden sonsuz döngüde şu an ne yapıyorsan bir sonraki hayatının o anında da aynı şeyi yapacağının bilinciyle yaşa diyor. Anı yaşa. Nietzsche; tanrının öldüğünü ilan eden adam.

Nietzsche’nin “Tanrı Öldü” sözüyle beraber Hallac’ın “Enel Hakk (Ben Tanrıyım)” sözü aklıma gelir nedense. Aklımın bir köşesinde ikisi arasında bir ilişki kurmuşum.

Bir de güzel bir tişört vardır, birkaç kere görmüştüm birilerinin üstünde.
Ön tarafında şöyle yazar:
“Tanrı Öldü” – imza: Nietzsche
Arka tarafında ise:
“Nietzsche Öldü” – imza: Tanrı

Ümitsizlik.
Depresyon hastalarının baş belası.
İslam alimlerinden bir kısmı ümitsizliğe düşenleri küfürle suçlar. Alim de olsalar depresyondan gafilmişler demekki. Hasta insanları dinden atmış büyük(!) alimler. Peh!
Bu büyük(!) alimlerin yorumlarına göre depresyon hastaları müslüman olamazlar, olduklarını sansalar bile aslında dinden çıkmış durumdalar. Çünkü ümitsizliğe düşmüşler.

Depresyon öyle bir hastalıktır ki insanı intihara sürükler. Öyle bir hale sokar ki insanı, kişi herşeyden, tanrıdan bile ümidini keser. Bu durumda dinin bu insanlara uzattığı yardım eli de onları dinden atmak. Garip bir çelişki. Yarı tanrı seviyesine yükseltilmiş büyük(!) İslam alimlerinin yaptıkları yorumlar sayesinde depresyon hastalarına dinin verdiği cevap: Allah’tan ümidini kestin, o yüzden bu dünyan da öbürü de cehennem! Cayır cayır yan, azab içinde kıvran!

Bence dinin cevabı bu olmamalı. Bu işte bir yanlışlık var. Bu yanlışığı gidermek zor. Çünkü fetva yarı tanrı seviyesine yükseltilip tanrılar mabedine, panteona, konulmuş yüceler yücesi büyük(!) alimlerden geliyor.

Depresyon hastalarının dinden yardım almalarının bir yolu: Yarı tanrı alimlerin fetvalarını başlarına çalmak ve Tanrı’ya yönelmek. Aracısız. Ortaksız. Panteonu yıkmak, içindeki yarı tanrı bozuntularını da çiğneyip ezmek. Hz. Muhammed’in yaptığı gibi. İbrahim’in, Musa’nın ve ondan önceki tevhid erlerinin yaptığı gibi. Onlar aşağılık din sınıfıyla savaşmışlardı. İnsanların başına bela olan en aşağılık tarihsel sınıfla, din sınıfıyla.

Bir başka yol da tanrıyı reddetmek. Madem ki depresyon hastalarını hem bu dünyada hem de öbüründe cehennemle cezalandırıyor, o halde böyle bir tanrıya neden inanılsın ki?

Soren Kierkegaard’ın Ölümcül Hastalık Umutsuzluk adlı kitabı ise çok derin düşüncelerle dolu ve umutsuzluğu çok değişik boyutlarıyla inceliyor. Okumaya sabredebilirseniz çok ilginç bir kitap.

Kierkegaard için umutsuzluk ölümcül hastalıktır. “Bu hastalıktan ölünmesinden veya bu hastalığın fiziksel ölümle sona ermesinden çok, bu hastalığın işkencesi, can çekişen ama ölemeden ölümle savaşan kişi gibi ölememektedir, sürekli bir can çekişme hâli içindedir.” “Ölümcül hastalık dar anlamda kendisinden sonra hiçbir şey bırakmadan ölüme giden bir hastalık demektir. Ve umutsuzluk budur.” Umutsuzluğun özü yaşamın hiçbir şey olmamasıdır.

Dr. David Burns ise İyi Hissetmek – Yeni Duygudurum Tedavisi adlı kitabında ümitsizlik ve intihar konularına ilişkin şöyle der:

“Depresif olduğunuzda duyguları gerçeklerle karıştırma eğilimindesinizdir. Ümitsizlik ve tamamen umudunu kaybetme, gerçeklerin değil sadece depresif bir rahatsızlığın belirtisidir. Eğer ümitsiz olduğunuzu düşünüyorsanız doğal olarak böyle hissedersiniz. Duygularınız yalnızca düşüncelerinizin mantıksız kalıbını takip edecektir… İntihar dürtünüz sadece tedavi ihtiyacınızın bir göstergesidir. Yani umutsuz olduğunuza dair inancınız aslında öyle olmadığınızı kanıtlar. İntihar değil, terapi gerekmektedir.
Umutsuzluk depresif hastalığın en garip durumlarından biridir. Aslında çok iyi prognozu olan ağır depresyonlu hastaların umutsuzluk derecesi, prognozu kötü olan ölümcül bir hastalığa sahip kişilerinkinden genellikle daha fazladır.”

Dr. David’in yaklaşımı panteondaki yarı tanrıların fetvalarından daha insancıl. Birisi dünya hayatı cehenneme dönmüş depresyon hastalarının ümitsizliğinin aslında bir hastalığın belirtisi olduğunu söylerken ötekiler ümitsizliğe düşenleri öbür dünyada da cehenneme atıyor. Birisi hastaları kurtarmaya çalışırken diğerleri hastaları çifte cehennemle cezalandırıyor.

Tanrı adına depresyon hastalarını cehenneme atanlardan Tanrı razı mı acaba?

// ГОКХАН КОЧАК
// 07 Апрель 2011

Reklamlar
Bu yazı Felsefe içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s