İçedönükler: Dışadönüklerin Dünyasındaki Lanetliler

Batı medeniyeti dışadönüklüğü putlaştıran bir anlayışa ulaştı. Başarılı olmak için, “iyi” yaşamak için, kariyer elde etmek için, mutlu olmak için dışadönük olmayı yücelten bir anlayış hakim oldu. Araştırmalar, birkaç yüzyıl önce “Batı”nın dışadönüklüğü bu kadar yüceltmediğini gösteriyor. Ama aradan geçen zamanda dışadönüklük yavaş yavaş baskın hale gelmiş ve günümüzde neredeyse bir kişilik standardıymış gibi “pazarlanmakta”. İçedönüksen vay haline! Artık batı dünyasında ve küreselleşmenin de etkisiyle bütün dünyada dışadönüklük öne çıkarılırken içedönüklük neredeyse ikinci sınıf bir kişilikmiş gibi tanıtılmakta. Batı toplumu dışadönük kişilik istiyor, içedönük kişilik istenmeyen bir durum haline geldi. Küreselleşmeyle birlikte bu anlayış bütün dünyaya yayılıyor. İçedönükler, dışadönüklerin dünyasındaki lanetliler oldular neredeyse.

“Introversion— along with its cousins sensitivity, seriousness, and shyness— is now a second-class personality trait, somewhere between a disappointment and a pathology. Introverts living under the Extrovert Ideal are like women in a man’s world, discounted because of a trait that goes to the core of who they are. Extroversion is an enormously appealing personality style, but we’ve turned it into an oppressive standard to which most of us feel we must conform.” (1)

Susan Cain’in Quiet (sessiz, sakin) adlı kitabı içedönüklük ve dışadönüklük konularında yapılan birçok araştırmaya yer veriyor. İlginç bir kitap.

Yirminci yüzyıldan önce, batı toplumunda vatandaşlık, dürüstlük, ahlak, onur gibi karakter özelliklerine değer verilirken, günümüzde etkileyicilik, enerjik olma, parlaklık, güçlülük, baskın (dominant) olma gibi kişilik özelliklerine değer verildiğini belirtiyor yazar.

“The earlier guides emphasized attributes that anyone could work on improving, described by words like Citizenship, Duty, Work, Golden deeds, Honor, Reputation, Morals, Manners, Integrity. But the new guides celebrated qualities that were— no matter how easy Dale Carnegie made it sound— trickier to acquire. Either you embodied these qualities or you didn’t: Magnetic, Fascinating, Stunning, Attractive, Glowing, Dominant, Forceful, Energetic.” (2)

Küreselleşmeyle birlikte bu anlayış “Doğu”da da kabul görmeye başladı. Batılı birçok şirket üretimlerini doğuda yaptırıyor. Çin, dünyanın elektronik fabrikası haline geldi. Hindistan ise uzaktan hizmet sağlayan ve yazılım geliştiren bir ülke oldu. Ama bu ülkelerde iş yapan şirketler batılı ve şirketlerini hala batının standartlarıyla yönetmek istiyorlar. İşe aldıkları doğuluların da değer yargılarını yavaş yavaş değiştiriyorlar. Küreselleşmeyle birlikte dışadönükler, küresel krallıklarını kurmak üzereler. Bu krallıkta içedönükler, ikinci sınıf, lanetli, istenmeyen.

Satış yapmak günümüzde çok önemli bir hale geldi. Bir ürünü satmak, onu almak istemeyenleri bile ikna edip ne pahasına olursa olsun satmak, işte bütün mesele bu (!). Satış içedönüklerin zorlandığı bir alan. Çünkü genelde konuşkan, dışadönük, hızlı konuşan tipler satışta başarılı olan ya da olabilecek kişiler olarak görülüyor. İçedönüklerin bu kulvarda pek şansı yok. Bunun psikolojik sebepleri ise ilginç. Hızlı konuşan insanları daha inandırıcı buluyoruz. Sesi daha fazla çıkan insanların fikirlerini benimsemeye daha yatkınız. Bu özellikler de dışadönük insanlarda bulunuyor.

“We perceive talkers as smarter than quiet types— even though grade-point averages and SAT and intelligence test scores reveal this perception to be inaccurate. In one experiment in which two strangers met over the phone, those who spoke more were considered more intelligent, better looking, and more likable. We also see talkers as leaders. The more a person talks, the more other group members direct their attention to him, which means that he becomes increasingly powerful as a meeting goes on. It also helps to speak fast; we rate quick talkers as more capable and appealing than slow talkers.” (3)

Ama içedönükler için değerlendirebilecekleri yeni bir ortam var: internet. İnternette satış yapmak için çok ve hızlı konuşmak gerekmiyor. İnternet, sesinizi çıkarmadan satış yapabileceğiniz bir ortam sunuyor.

Susan Cain, Harward Business School’da (HBS) incelemeler yapmış. HBS dışadönüklerin egemen olduğu bir yer. İçedönüklerin bu okulda neredeyse hiç sansları yok. HBS’den mezun olanların da iş dünyasında yönetici konumuna geldiklerini düşünürseniz, içedönükler için durum pek iç açıcı görünmüyor. Ama araştırmalar bunun böyle olmadığını gösteriyor. Şirket yöneticilerinin (CEO) kişilikleri ve başarıları hakkında yapılan araştırmalarda içedönük CEO’ların da gayet başarılı olduğu saptanmış. İçedönükten CEO olmaz diye bir yargıya varmak yanlış. Çok başarılı olanlar var: Bill Gates mesela.

Ama her nedense, modern toplumda dışadönüklük yüceltilirken içedönüklük aşağılanır hale geldi. Ekonomik sistem belki de insanları buna zorladı. Kapitalizmin bu konuda epey etkisi olduğunu düşünüyorum.

(1) Cain, Susan (2012-01-24). Quiet: The Power of Introverts in a World That Can’t Stop Talking (p. 4). Random House, Inc.. Kindle Edition.

(2) Cain, Susan (2012-01-24). Quiet: The Power of Introverts in a World That Can’t Stop Talking (pp. 23-24). Random House, Inc.. Kindle Edition.

(3) Cain, Susan (2012-01-24). Quiet: The Power of Introverts in a World That Can’t Stop Talking (p. 51). Random House, Inc.. Kindle Edition.

Reklamlar
Bilim içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Doğayla Uyum İçinde Bir Bilim Anlayışı

Sonunda anlamaya başladılar. Bilim ve teknoloji alanındaki ilerlermelerin bir kısmı doğaya zarar veriyor, kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz. Doğaya bilim ve teknoloji yoluyla hükmetmek yerine, bilimi ve teknolojiyi doğayla uyum içinde yaşamak için kullanmak. Bu batı dünyasında radikal bir dönüşüm gerektirir, bakalım bu dönüşümü gerçekleştirebilecekler mi. Uzun zamandır insanoğlu, doğaya karşı tanrı rolünü oynuyordu, bilim ve teknolojiyle doğaya hükmetmek ve ona yön vermek şeklindeki anlayış egemendi. Bu anlayışın yerine doğayla uyumu esas alan bir bilim anlayışı getirmek. Gayet güzel olur. Umarım gerçekleşir bir gün.

Eski Türkler, göklerle yerin uyumunu sağlamak için evlerini (ya da çadırlarını) yıldızları örnek alarak yerleştirmişler. Gökyüzündeki yıldızlar gibi, sağa sola serpiştirilmiş evler (çadırlar). Demirkazığın yeryüzündeki temsilcisi de hakanın otağı. Alev Alatlı anlatmıştı eski Türkler’in doğayla uyum içindeki şehirleşme (veya yerleşme) anlayışını.

MIT Media Labs direktörü Joichi Ito şöyle demiş:

One hundred years from now, the role of science and technology will be about becoming part of nature rather than trying to control it.

So much of science and technology has been about pursuing efficiency, scale and “exponential growth” at the expense of our environment and our resources. We have rewarded those who invent technologies that control our triumph over nature in some way. This is clearly not sustainable.

We must understand that we live in a complex system where everything is interrelated and interdependent and that everything we design impacts a larger system.

My dream is that 100 years from now, we will be learning from nature, integrating with nature and using science and technology to bring nature into our lives to make human beings and our artifacts not only zero impact but a positive impact to the natural system that we live in.

Kaynak:

Joi Ito’s Near-Perfect Explanation of the Next 100 Years:

http://www.technologyreview.com/blog/mimssbits/27846/

Bilim, Felsefe, Uncategorized içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Fiyat – Haz İlişkisi

Bir şeyin fiyatı ne kadar yüksekse ondan aldığınız haz da o kadar yüksektir. Deneylerin sonucu bunu gösteriyor.

90 dolarlık şarabı 10 dolar ve 90 dolar olarak etiketlemişler. Deneklere hangi şarabın daha güzel olduğunu sormuşlar, çoğunlukla 90 dolarlık şarap denmiş. Ama her iki şişede de aynı şarap var, 90 dolarlık. Deney yapılırken deneklerin beyni fMRI teknolojisiyle takip edilmiş. 90 dolarlık şarabı içerken beynin daha fazla haz aldığı görülmüş.

“Since people generally expect higher-priced wine to taste better, Rangel was not surprised when volunteers he recruited to sip a series of wines labeled only by price rated a $ 90 bottle as better than another wine in the series that was marked as costing just $ 10. But Rangel had cheated: those two wines, perceived as disparate, were actually identical— they were both from the $ 90 bottle. More important, the study had another twist: the wine tasting was conducted while the subjects were having their brains scanned in an fMRI machine. The resulting images showed that the price of the wine increased activity in an area of the brain behind the eyes called the orbitofrontal cortex, a region that has been associated with the experience of pleasure. So though the two wines were not different, their taste difference was real, or at least the subjects’ relative enjoyment of the taste was. How can a brain conclude that one beverage tastes better than another when they are physically the same? The naive view is that sensory signals, such as taste, travel from the sense organ to the region of the brain where they are experienced in a more or less straightforward fashion. But as we’ll see, brain architecture is not that simple. Though you are unaware of it, when you run cool wine over your tongue, you don’t just taste its chemical composition; you also taste its price.” (1)

Kaynak:

(1) Mlodinow, Leonard (2012-04-24). Subliminal: How Your Unconscious Mind Rules Your Behavior (Kindle Locations 397-408). Random House, Inc.. Kindle Edition.

Bilim içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Uyduruculuk

Feyzbukta ünlü birinin imzasıyla yayınlanan uydurma sözler elden ele dolaşıyor. Kendi uydurduğu sözü ünlü birinin imzasıyla yayınlamak: uyduruculuk.
Bazıları da kendi sözlerini ayrıntıya saklıyorlar. 5 cümlenin 4’ü ünlüye ait, araya sıkıştırılan 1 tanesi ise uydurukçuya.
Tarihte de böyle uydurma haberler, rivayetler çoktur.
Nasıl oluyor diye düşünmüşseniz, feyzbuku izleyerek nasıl olduğunu gözlemleyebilirsiniz.
Uyduruculuk.
Her çağda var.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Gmail Biriktiriciliği Teşvik Ediyor

Gmail’in arşivleme özelliği insanları biriktirici olmaya teşvik ediyor.
“Silmeyin arşivleyin” sloganıyla eposta dünyasına bir yenilik getirdi gmail.
Ama bu yeniliğin de olumsuz bir etkisi var: biriktiriciliğin teşviki.
Biriktirelim bakalım epostalarımızı, silmeyelim(!).
Birçoğu belki de hiç işimize yaramayacak, ama olsun yine de arşivleyelim(!).
Biriktiricilik.

Bilgisayar, Felsefe içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Batı Mantığının Bittiği Yer

Batı Mantığının Bittiği Yer

Saçaklı mantıkla ilgili yazılmış ilk Türkçe eser.
Saçaklı, bulanık, gri, kırçıl mantık (fuzzy logic).

Resimli, açıklamalı, saçaklı mantık.

Batı Mantığının Bittiği Yer

Bilim, Bulanık, Felsefe, Fuzzy, Gri, Kırçıl, Saçaklı içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ohne dich kann ich nicht sein

Ohne dich kann ich nicht sein – ohne dich.
Sensiz var olamam, sensiz.

Neden?
Varlığımızı bir başkasına mı borçluyuz?
Tanrıtanır görüşe göre, evet. Tanrı’ya borçluyuz.
Tanrıtanımaz görüşe göre, hayır. Hiç kimseye borçlu değiliz.

Bir ölümlüye “sensiz var olamam” demek, çok saçma, ama duygusal.

Ohne dich kann ich nicht sein. Sensiz var olamam.
Wer bist du? Sen kimsin?

// Gökhan Koçak

Felsefe içinde yayınlandı | Yorum bırakın